su etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
su etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2016 Perşembe

JAPONYADAN İLGİNÇ BİR TOPRAKSIZ TARIM ÜRETİM TESİSİ

Bu yazımda, aylar önce incelediğim ve çok yaratıcı bulduğum bir marul üretim tesisini sizlerle paylaşmak istedim. Aslına bakacak olursak durgun su yüzdürme yöntemiyle (raft) üretim yapan bir tesis. Buradaki ilginç nokta ise havuzlarının tasarımı...
Gelin birlikte göz atalım...

Tesisdeki havuz dikdörtgen değil de yuvarlak tasarlanmış. Neden mi? hadi inceleyelim...

Durgun su yüzdürme sistemi yer sıkıntısı olmayan her marul üreticisinin tercih edeceği bir yöntem ama, Japon arkadaşlar bu yaratıcı havuz tasaarımlarıyla yerden daha da tasarruf etmişler.

Nasıl mı?

Bu yöntemde havuzlar geleneksel olarak kare ya da dikdörtgen şeklindedir. Marullar ise bildiğimiz straforlara dikilmiştir.

Fideler ilk dikildiğinde küçücüktürler ve sık aralıklarla dikim yapılabilir. Ancak büyüdükçe ya dikili oldukları straforlar daha geniş aralıklarla dikim yapılacak şekilde değiştirilmeli ya da ilk dikim yapılan strafora; marulların büyümüş halleri düşünülerek en baştan geniş aralıklarla dikilmelidir.

Bu da demek oluyor ki, ya strafor değişimi yaparken, fidelerin bir kısmına zarar verecek, işçilik ve zaman kaybına ugrayacaksınız, ya da mevcut alanınıza normalden daha az marul dikeceksiniz.

İşte Japon yaklaşımı...











Yandaki resimde geleneksel yöntemle üretim yapılan durgun su yüzdürme sistemi görülmekte...












Japonların bu sisteminde ise havuzlar daire şeklinde tasarlanmış...













Fideler dairenin en dar çaplı olan merkezden ekiliyor.
Fideler büyüdükçe dairenin geniş olan dış taraflarına doğru itilerek büyüyen marullar için daha geniş alan sağlanıyor.











Marulllar dairenin en dış kısmına geldiklerinde hasat ediliyor ve merkezden sürekli yeni fideler ekilerek, üretim sürekli hale getiriliyor.




Ne kadar yaratıcı düşünülmüş bir fikir. Sizce de öyle değil mi?

Bu konuyu ilginç bulmuş okuyucularım aşağıdaki linkteki youtube videosundan daha detaylı bilgi alabilir...

https://www.youtube.com/watch?v=F_WuJ9P1u-k








27 Aralık 2016 Salı

İLGİNÇ KONULARLA-EN VERİMLİ BİTKİNİZİ KLONLAYIN

Klonlama konusu hayvan ve insanlar konusunda yılladır tartışıladursun, biz bunu aslında ismine klonlama demeden de olsa bitkilerde yüzyıllardır  yapıyoruz.

Hele ki, sürekli üretim yaptığınız bir tesise sahipseniz, verimli gördüğünüz bitkileri klonlayarak, sürprizlerle karşılaşmadan, bu veriminizi sürdürülebilir hale getirebilirsiniz.

Klonlama işlemine başlamadan evvel başarı şansınızı arttırmak için öncelikle aşağıdaki şartları sağlamalısınız.

  • Kök bölgesindeki sıcaklık; 22.2  C- 26.6 C civarında olmalıdır
  • Hava sıcaklığı ; 21.1 C-25.5 C civarında olmalıdır ve %90-100 nem olmalıdır. 
  • Dik gelmeyecek şekilde düşük yoğunluklu ışık olmalıdır. (20 watt florasan)
  • %25lik kuvvette kök besleme çözeltisi olmalıdır
  • %15lik kuvvette besleme çözeltisi yaprak besini olarak spray edilmeli
  • Kök hormanları kullanılarak da kökleşme hızlandırılabilir
Aşağıdaki resimli anlatımda kısaca size yardımcı olmaya çalışayım...



1) Klonlamak istediğiniz bitkiden sağlıklı bir filiz seçin. Filiz yaklaşık olarak 7.6-12.7 cm uzunluğunda olmalı ve 2 çift yapraktan daha fazla yaprak içermemelidir. Her zaman sağlıklı genç yeşil filizleri seçin.




2) Steril bir bıçak veya jilet kullanarak kesin ve çok hızlı bir şekilde, oda sıcaklığındaki seyreltilmiş besin çözeltisine koyun.





3) Filiziniz seyreltilmiş  besin çözeltinize batık durumdayken, kestiğiniz ucun üst kısmından 45 derecelik açı oluşturacak şekilde taze bir kesik atın. Bu durum kökte hapsolmuş hava kabarcıklarının oluşmasına (emboli) engel olacaktır.
Zira, emboli oluşursa bu durum, su ve besin taşınmasına engel olacaktır.




4) Filizinizi hızlı ve nazikçe yetiştireceğiniz ortama yerleştirin.
Bu resimde klonlama süngeri kullanılmıştır.





Klon bitkinize minik nemli ve aşırı ışık almayacak bir sera oluşturun.

7-21 gün içerisinde kök gelişimi tamamlanmış ve yerine dikim yapılacak hale gelecektir.


22 Aralık 2016 Perşembe

HERŞEY KÖKLERLE İLGİLİ


Göz ardı edilse de; topraksız tarım aslında tamamen sağlıklı köklerle ilişkilendirilmelidir.

Köklerin temelde 3 ana görevi vardır;


  1. Suyu ve ve besinleri alarak yukarı taşımak (topraktan alıp yukarı taşımak demiyorum, çünkü işimiz topraksız teknoloji)
  2. Üretilen materyalleri depolamak
  3. Bitkiye yüzeyde dik durabilmesi için fiziksel destek sağlamak











A) SIVI TAŞINMASI SAĞLAYAN DAMAR
B) LATERAL KÖK
C) KILCAL KÖK
D) BÜYÜME ALANI
E) KÖK BAŞLIĞI










Su ve besinlerin absorbsiyonu, kök uçlarından kılcal köklere doğru meydana gelir. Bu kılcal kökler son derece zariftirler ve kök uçları ortam içerisine doğru geliştikçe genellikle ölürler. 
Köklerin suyu ve besinleri absorplamasına DİFÜZYON denir.
Bu proseste su ve oksijen kök yapısından geçerek hücre duvarlarındaki membranlara doğru hareket eder.
Buradaki en ilginç nokta şudur ki; aslında difuzyon iyonik seviyede gerçekleşir. Yani besin elementleri, yüklü parçacıkların elektriksel değiş tokuşuyla bitki tarafından alınır.
tam da bu nokta; topraksız tarımın doğal olmadığı ya da organik kalitede olmadığı yanılgısının tam yanıtıdır. ÇÜNKÜ BİTKİLER ORGANİK BESİNLERİ DOĞRUDAN KULLANAMAZLAR. BİTKİ GELİŞİMİ TAMAMEN HİDROPONİK METHOTLARA DAYANIR.

Yani kökler kaynağının ne olduğunu önemsemeksizin, sadece saf elementleri kullanılır. Elementlerin kaynağının ne olduğunun hiçbir önemi yoktur. Diğer bir deyişle kullandığınız besin organik olsa bile elementel forma bozunamıyorsa, bitkiniz bundan faydalanamaz. Ya da şöyle diyelim; ister organik ister inorganik formda  besin kullanın, bitkinin alabileceği form hep elementel, hep aynıdır. 
Yani, topraksız tarım yapay ya da sağlıksız değildir. 
Tam aksine topraksız tarım ortamı organik kompost ortamlardan daha sağlıklıdır ve daha üstün bir gelişim ortamı sağlar.

Ancak unutulmamalıdır ki, topraksız tarımın 1. kuralı sisteme vereceğiniz besleme çözeltisi ne kadar iyiyse alacağınız sonuç o derece iyi olacaktır.








Yandaki resimde;
sol tarafta 45 günlük, düşük kaliteli bir besin çözeltisinde yetişmiş salatalık kökleri görülmektedir.

Sağ tarafta ise 45 günlük, çok iyi kaliteli bir besin çözeltisinde yetişmiş salatalık kökleri görülmektedir













Bitki köklerini düşündüğümüzde aklımıza en son gelen şey oksijen olur, fakat sağlıklı kökler için oksijen çok önemlidir.
Oksijen köklerden absorplanır, büyüme için kullanılır ve dönüşte köklerden bu kez de  karbondioksit verilir.
Oksijen yetersizliğinde köklerde boğulma ve kök alanında zarar görmeye sebep olur. Bu da bitkinin en tepesine kadar etkisini gösterir.
Suyun durgun olması, köklerde boğulmaya neden olur; sonuç olarak köklerde ya dehidrasyon ya da ölme meydana gelir. Bu da demek oluyor ki bitkinin ölmesi eli kulağındadır.
Birçok çalışma göstermektedir ki, oksijenasyon, bitki gelişiminin tespit edilmesindeki major faktördür.
Bu bağlamda topraksız tarımda "aeroponik" yöntem kullanılarak, kök gelişiminde oksijenasyonun önemi temel alınarak, topraksız tarımla ürün gelişimi bir adım ileri taşınmış, maksimize edilmiş ve geliştirilmiştir. Hatta bu yöntemde kökler havada asılı durmaktadır. (Daha sonraki yazılarımda bu yöntemi daha detaylı anlatacağım)

Aeroponik yöntemde temelde; kökler %100 bağıl nem ile birlikte ışığa da maruz bırakılıyor. Oksijenasyon avantajının yanında dezavantaj olarak bu durum algea oluşumuna da sebep oluyor. Algea oluşumunu, köklerde, tesisatta ve konteynırlarda yeşil veya kahverengi balçık şeklinde görürsünüz. Bazı çalışmalar göstermektedir ki, ışığa maruz kalan kökler, kök yüzeylerindeki algea oluşumuna bağlı olarak zarar görmektedir. Algea, köklerden sonra, suda, besinde hatta oksijeninizde bile görünecektir. Güvende olmak isterseniz, sistemde opak konteynır ve parçalar kullanmalı, transparan parçalar kullanmaktan kaçınmalısınız. Koyu yeşil, koyu mavi ve siyah parçalar ışığı bloke etmekte oldukta iyidir.


Ayrıca unutulmamalıdır ki, kökler son derece narindir ve elle dokunulmamalıdır. Her zaman hemli tutulmalıdır. Bitkilerinizi çimlenmeden sonra yerlerine aktarırken nemini korumasına dikkat edin, aksi takdirde sebep olacağınız dehidrasyon ve kurumanın geri dönüşü olmayacaktır.
Sağlıklı ürün verimi için köklerinizi daima kontrol altında tutun, çünkü herşey köklerle ilgili...

























25 Kasım 2016 Cuma

KAYNAKLARIMIZ TAMAMEN TÜKENMEDEN

Dünya üzerinde yaşananan açlık sıkıntısının her ne kadar kaynakların yetersizliğinden değil de, sosyal bir problem olduğuna inansam da, bu sosyal problemin çözüleceğine dair inancım git gide zayıflıyor.

Dünyadaki milyonlarca kişi açlıktan ve su yetersizliğinin sebep olduğu bir çok nedenden hayatını kaybederken, birilerinin dünyanın diğer ucunda tüm bunlardan habersizmişcesine arsızca dünyayı kemirmeleri ne kadar da ironik...

Ama mademki bu sosyal problemi yüzyıllardır çözemiyoruz, o halde yeni tarım  teknolojileriyle, az kaynakla verimli ve yüksek üretim yapmayı öğrenmek zorundayız. Hatta bu konuda yasal yaptırımlar oluşturulmasını, uygulanmasını ve denetlenmesini desteklemeliyiz.

Bizim ülke olarak bu konuda çok geri kalmış olmamızın en belirgin sebebi, verimli toprak ve temiz su kaynaklarımızın çok fazla olması. Her zaman yetersizlikler insanı daha yaratıcı ve üretken olmaya zorlar. Bu şartlarda ne yazikki itici gücümüz yok.

Oysaki Hollanda gibi kullanılabilir tarım arazisi çok az olan, ya da İsrail gibi çok kısıtlı suyla üretim yapmaya çalışıyor olsaydık şimdiye kadar çoktan önlemimizi almış olacaktık.

Holllanda bu alanda en büyük başarıları elde eden ülkelerden biri. Konya büyüklüğünde tarım arazisiyle dünyada kendinden bahsettirecek bir yer edinmiş durumda. Tarımda inovatif bir yaklaşımla, belkide ülkelerin en ilkel ve yatırımsız sektöründen, imrendiren uygulamalara imza atmış durumdalar
Neden biz de ülke olarak ismimizden söz ettiremeyelim.Bir daha düşünün...








30 Aralık 2015 Çarşamba

NEDEN TOPRAKSIZ TARIM

Bir çok kişinin, " Memlekette bunca bereketli toprak varken, topraksız tarım da neymiş?" dediğini duyar gibiyim.

Bu yöntemde toprak yerine kimyasallar kulanıldığından, bu yöntemle yetişen ürünlerin çok sağlıksız ve yapay olduğu yanılgısına düşebilirsiniz. Ancak anlatacaklarımdan sonra, fikrinizin değişeceğini ümit ediyorum.

Öncelikle sertifikayla yapılan organik tarım ürünleri elbette ki en sağlıklı olanlardır. Bu tartışılmaz bir kabuldür. Bu ürünleri skalamızın en tepesini yereştirip, bu konuyu tartışma dışı bırakalım.

Böylece kıyaslamamızı topraksız tarım ve toprakta yapılan; gübre ve zirai ilaç kullanılan tarım arasında yapalım.

Şunu belirtmeden geçemeceğim ki, dünya üzerindeki insan nufusu hızla artıyor, kullanılabilir tarım arazisi ve temiz su kaynakları hızla azalıyor. Üstelik su kaynaklarının en büyük çoğunluğunu ise geleneksel yöntemlerle sulama yaptığımız tarım uygulamalarımızda kaybediyoruz.


Durum böyleyken topraksız tarım uygulamalarının artacak olması çok mantıklı görünüyor. Çünkü bu yöntemle yapmış olduğumuz,  aslında doğanın kendisinin bir simülasyonudur.











1. Topraksız tarımda kullandığımız kimyasallar, normal tarımda da kullandığımız gübrelerdir. Arada şöyle bir fark vardır. Topraksız tarımda gübreler kullanırız ve bitkinin bunun ne kadarını kullandığı biliriz. Gübreleri tarlada kullanırken, bitkinin ihtiyacı olandan çok daha fazlasını kullanmak durumunda kalırız. Bu da hem topraklarımız için zararlı, hem de bütçemiz açısından zararlıdır.

2. Topraksız tarımda kullandığımız su miktarı normal tarıma oranla cok cok cok daha azdir. Ustelik kullanilan suyu geri donusturerek bir kismini yeniden kullanmak mümkündür.

3. Minimum yer,  minimum su,  ve minimum  besinle maksimum verim alacaginiz bir yontemdir.


4. Besin kaynakli problemleri kontrol etmeniz mümkün olduğundan ürün kalitesi cok daha yüksektir.


5. Toprak olmadığından; toprak kaynaklı hastalıklarla karşılaşmazsınız.


6. Çapalama gibi isçilik maliyetlerinden kurtulmuş olursunuz.


7. Tum bunlarin etkisiyle veriminiz teorikte 5 kat daha yuksektir. Bu da demek oluyor ki, çok daha küçük arazilerden, cok daha büyük araziniz varmis gibi verim alabilir,Ya da ayni miktar arazide veriminizi cok daha arttirabilirsiniz.


8. Tum besin verileri kontrol altina alinip, bilinmeyen parametreler azaldigindan hastaliklarla mücadele daha kolay ve cok daha az zirai ilacla kontrolu mümkündür.


9.  Dezavantajmis gorunenler ise ilk yatirim maliyetinizin yuksek olmasi ve yetişmiş teknik insanlara ihtiyacınızın olmasıdır.



Üzerinde çalışmaya değer bence...